Çocukken hafif tombiktim ben. Hergün servisten inince apartmanın karşısındaki sinekli bakkala gider abur cubur alırdım. Annem farketmesin diye asansörde hemen yer, çöpünü de asansör boşluğundan aşağı atardım. Tabi ki annemin bu durumu farketmesi uzun sürmedi. O pis bakkal için etmediği laf kalmazdı, ama yine de orası benim için apayrı bir dünyaydı. Kendi başıma gidip canımın istediğini alabildiğim tek yerdi orası. Sonra o bakkal amca öldü. Dükkan kapandı, yerine nalbur gibi bşi açıldı. Yıllar geçti ve ben büyüdükçe her tarafımızı marketler sardı. İstediğim her şeyi alabiliyordum artık, ama hiçbiri o tadı vermiyordu. Üstü bir parmak toz tutmuş rafları özlüyordum ben.. Aradan yine yıllar geçti ve marketlerde şemsiye çikolataları ve tüp çokokremleri görmeye başladım. Birkaç kere aldım, ama eski tatları yoktu. Geçen gün patlayan şekerleri rafta görünce "Tamamdır" dedim, "Aradığımı buldum!". Asansöre biner binmez paketi açtım, bir çırpıda bitirip buruşturdum. Ama artık asansör boşluğundan aşağıya atamazdım. Çünkü modernleşen hayatlarımız asansör boşluklarını kapatıyordu. Asansördeki perdenin ne kadar gereksiz olduğunu düşünürken bir şeyi farkettim. Ben aslında geçmişi değil, sadece küçük şeylerle mutlu olabilmeyi özlüyorum. Çocukluğumuzdaki gibi üzüldüğümüz şeyleri bir çırpıda unutabilmeyi istiyorum. İnsanların neden garip davrandıklarını düşünmek yerine patlayan şekerlerin nasıl patladığını düşünmek istiyorum. Ve şu an bir paket patlayan şekeri ağzıma bocalamış, düşünüyorum. Asla ama asla geçmişten ders alamıyorum..
Anneee bitti!
Subscribe to:
Post Comments (Atom)

No comments:
Post a Comment